Tuna Peker
Avukat
Marka ve Patent Vekili
Arabulucu
Marka ihtilafları, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile sistematik bir çerçeveye kavuşturulmuş olsa da uygulamada yargısal yorum farklılıkları, özellikle biz taraf vekilleri – avukatlar açısından, ciddi belirsizliklere yol açmaktadır.
Özellikle Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) ile Yargıtay arasında ortaya çıkan yaklaşım ayrılıkları; iltibas değerlendirmesi, tanınmış marka koruması, bilirkişi raporlarının bağlayıcılığı, hükümsüzlük–tecavüz davalarının ilişkisi ve kötü niyet unsuru gibi temel başlıklarda yoğunlaşmakta olup;
Bu yazımda, BAM ve Yargıtay kararları arasındaki görüş ayrılıkları örnek kararlar üzerinden analiz etmeye çalıştım. Çünkü, istikrarın olmadığı bir geniş hukuki alanda çalışmanın zorluğunu aktarmak istedim.
Marka hukuku, hem ekonomik rekabetin korunması hem de tüketicinin yanıltılmasının önlenmesi açısından kritik bir alandır. SMK ile getirilen düzenlemeler teorik olarak yeknesak bir uygulama hedeflese de, özellikle istinaf ve temyiz aşamalarında ortaya çıkan yorum farklılıkları hukuki öngörülebilirliği zayıflatmakta ve bu durum, aynı vakıa için, farklı mahkemelerde, farklı sonuçların doğmasına yol açabilmektedir.
Buna göre, kısaca tasnif etmeye çalıştığım ve objektif görüşlerimle belirttiğim çelişkiler şu şekildedir.
Marka İhtilaflarında Temel Sorun Alanları :
İltibas (Karıştırılma İhtimali) Değerlendirmesi :
İltibas değerlendirmesi, marka ihtilaflarının merkezinde yer almaktadır. SMK m.6/1 ve m.29 hükümleri uyarınca karıştırılma ihtimali; markaların benzerliği, mal ve hizmetlerin benzerliği ve hedef tüketici kitlesi birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Uygulamada sorun, bu unsurlardan hangisine ağırlık verileceği noktasında ortaya çıkmaktadır. Bazı BAM kararlarında görsel benzerlik tek başına belirleyici kabul edilirken, Yargıtay kararlarında markanın bıraktığı genel izlenimin ve ayırt edici unsurların ön planda tutulduğu görülmektedir.
Tanınmış Marka Koruması :
SMK m.6/5 kapsamında tanınmış markalara sağlanan geniş koruma, yargısal yorum farklılıklarının en belirgin olduğu alanlardan biridir. BAM’ların bir kısmı, tanınmışlık iddiası için yoğun ve güncel delil ararken, hatta TPMK nda Tanınmış Marka Tescil Belgesini tanınmışlık için mutlak sayarken;
Yargıtay, daha önce tanınmışlığı kabul edilmiş markalar açısından bu statünün devam ettiğini varsayabilmektedir.
Bu durum, özellikle aynı marka hakkında farklı dosyalarda çelişkili sonuçlara yol açmaktadır.
Bilirkişi Raporlarının Rolü :
Marka davalarında bilirkişi raporları neredeyse vazgeçilmez bir delil niteliğindedir. Ancak raporların hukuki değerlendirme içermesi ve mahkemece rapora aşırı bağlılık gösterilmesi ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır.
BAM’lar çoğu zaman ilk derece mahkemesinin bilirkişi raporuna dayalı kararını kaldırarak yeni rapor alınmasına karar verirken; Yargıtay, raporun hukuki nitelendirme içermesi hâlinde mahkemenin bu kısımlarla bağlı olmadığını, hukuki değerlendirme dışında raporun geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Yargıtay’ın bu görüşü yargının hızlı ve pratik şekilde çözümlenmesine yol açarken, uzun süreç sonucunda verilen BAM Kararı, yargılamayı en baştan başlataraf oldukça uzun bir sürece yaymaktadır.
BAM ve Yargıtay’ın Bilirkişi Raporuna yaklaşımları da farklıdır. Bazı BAM kararlarında bilirkişi raporuna aykırı karar verilmesi bozma nedeni yapılırken, Yargıtay yerleşik içtihadında bilirkişi raporunun takdiri delil olduğunu ve hâkimin serbestçe değerlendirme yetkisini vurgulamaktadır.
Marka Hükümsüzlüğü :
BAM kararlarında sıkça görülen bir diğer yaklaşım, marka hükümsüzlük davası sonuçlanmadan tecavüz davasında karar verilmesinin usule aykırı olduğu yönündedir. Buna karşılık Yargıtay, hükümsüzlük davasının bekletici mesele yapılmasının her somut olayda zorunlu olmadığını, özellikle açık iltibas hâllerinde tecavüz davasının sonuçlandırılabileceğini kabul etmektedir.
Keza, kötü niyet iddiası, çoğu zaman dolaylı delillere dayanmaktadır. BAM’lar, kötü niyetin somut ve güçlü delillerle ispatlanmasını ararken; Yargıtay, taraflar arasındaki önceki ticari ilişki, başvuru tarihi ve sektör bilgisi gibi unsurlardan hareketle kötü niyetin karinelerle ispatlanabileceğini kabul etmektedir.
Bütün bunlara göre; ‘Örnek Karar İncelemeleri’ ve ‘Somut BAM Kararları’ na bakıldığında, Çelişkiler Açıkça
Görülmektedir:
İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesi, E.2019/2156, K.2020/1342, T. 15.10.2020
Somut olayda ilk derece mahkemesi, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise; markaların ortak kelime unsurunun ayırt edici nitelikte olduğunu, hedef tüketici kitlesinin örtüştüğünü ve markaların birlikte değerlendirilmesi hâlinde ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali doğacağını belirterek ilk derece kararını kaldırmıştır.
BAM kararında, bilirkişi raporunun tek başına bağlayıcı olmadığını ancak raporun ulaştığı sonucun dosya kapsamı ile uyumlu olduğunu da vurgulamıştır, ancak ilk derece kararını kaldırma kararı vermiştir.
Ankara BAM 20. Hukuk Dairesi, E.2021/987, K.2022/641, T. 21.04.2022
Bu kararda BAM, tanınmış marka iddiasının kabulü için yalnızca önceki yıllara ait mahkeme kararlarının yeterli olmayacağını, tanınmışlığın dava tarihi itibarıyla güncel delillerle ispatlanması gerektiğini belirtmiş, TPMK Tanınmış Marka Belge vurgusu yapmıştır. Bu yaklaşım, tanınmış marka statüsünün sürekliliği konusunda Yargıtay içtihadından ayrılmaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2017/4053, K.2019/3121, T. 18.04.2019
Yargıtay bu kararında, iltibas değerlendirmesinde markaların tek tek unsurlarının değil, bıraktıkları genel izlenimin esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Ortak unsurun tali nitelikte olması ve markaların ayırt edici ana unsurlarının farklılaşması hâlinde karıştırılma ihtimalinin doğmayacağı kabul edilmiştir. Bu karar, görsel benzerliği esas alan BAM kararlarına karşı ve dengeleyici bir içtihat niteliğindedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2016/14638, K.2018/6107, T. 25.09.2018
Kararda, bilirkişi raporunun hukuki nitelendirme içeremeyeceği açıkça belirtilmiş; hâkimin bilirkişi raporu ile bağlı olmadığı, raporun yalnızca teknik değerlendirme bakımından delil niteliği taşıdığı ifade edilmiştir. Bu içtihat, BAM’ların bilirkişi raporuna aykırı kararları bozma nedeni sayan yaklaşımlarına açık bir karşı duruş niteliğindedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2019/2874, K.2020/3611, T. 09.06.2020
Bu dosyada Yargıtay, hükümsüzlük davası açılmış olmasının tecavüz davasında mutlaka bekletici mesele yapılmasını gerektirmediğini, açık iltibas hâllerinde tecavüz davasının sonuçlandırılabileceğini kabul etmiştir. Böylece BAM uygulamasında sıkça görülen “önce hükümsüzlük” yaklaşımından ayrılmıştır.
Yukarıda anılan kararlar birlikte , BAM ve Yargıtay Yaklaşım Farkını Değerlendirdiğimde;
BAM’ların , katı ve delil ağırlıklı bir yaklaşım benimsediği, Yargıtay’ın ise yerleşik içtihatlar çerçevesinde hâkimin takdir yetkisini ve markanın genel izlenimini önceleyen bir değerlendirme yaptığı açıkça görülmektedir.
Kanaatimce, marka ihtilaflarında BAM ve Yargıtay arasındaki görüş ayrılıkları, hukuki esasta, öngörülebilirlik açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Özellikle bilirkişi raporlarının rolü, tanınmış marka korumasının kapsamı ve iltibas kriterlerinin uygulanması konularında daha net içtihat birliğine ihtiyaç vardır.
Bu bağlamda;
– Bilirkişi raporlarının teknik konularla sınırlandırılması,
– BAM’lar arasında içtihat birliğini güçlendirecek mekanizmaların etkinleştirilmesi,
– Yargıtay’ın iltibas ve tanınmış marka kriterlerine ilişkin daha somut ölçütler ortaya koyması
Uygulamada yaşanan sorunların azaltılmasına belki katkı sağlayacak, taraf vekilliğinde yaşanan sorunlara bir nebze ‘İçtihat Birliği’ ile derman olacaktır.
Temmuz 2023 – Ankara / Çankaya
Dipnotlar:
Yargıtay 11. HD, E.2017/4053, K.2019/3121, T. 18.04.2019.
Yargıtay 11. HD, E.2016/14638, K.2018/6107, T. 25.09.2018.
Yargıtay 11. HD, E.2019/2874, K.2020/3611, T. 09.06.2020.
İstanbul BAM 16. HD, E.2019/2156, K.2020/1342, T. 15.10.2020.
Ankara BAM 20. HD, E.2021/987, K.2022/641, T. 21.04.2022.
Tekinalp, Ü., Fikri Mülkiyet Hukuku
Arkan, S., Ticari İşletme Hukuku