Tuna Peker
Avukat – Marka ve Patent Vekili
Avrupa Patent Vekili – Arabulucu
Arabuluculuk, sadece hukuki bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil; temelinde iletişim psikolojisi, müzakere yönetimi ve sosyal etkileşim yatan bir disiplindir. Son dönemde, gerek pratik kaygılarla, gerek ekonomik etkenli olarak, kolaycılığa kaçılan her işte olduğu gibi, oldukça yaygınlaşan telekonferans yoluyla arabuluculuk uygulamaları, kanaatimce, arabuluculuk sürecinin ‘insani’ ve ‘psikolojik’ derinliğini zayıflatmakta, temelde tarafların ‘barış’ ve ‘kazan – kazan’ yöntemi için bir araya gelecekleri arabuluculuğu, nerede ise, telefon aracılığı ile yapılan bir pazarlık trafiğine indirgeme riski taşımaktadır.
Oysa ki, ‘Arabulucu’ olmak için benim de geçtiğim tüm eğitimler boyunca, tarafımıza aktarılan mevzuat ve yönetmelik karşısında, pratikte fiili tüm bu uygulamalar, aynı zamanda avukatlık bürolarında özel bir yerleşke alanına sahip arabuluculuk oturum odalarının ve birden fazla arabulucunun bağlı olarak, ortaklaşa kurdukları kurumsal ‘arabuluculuk merkezleri’ nin yapısına da aykırı bir gelişimi göstermektedir.
Mesleki saygınlık ve mesleğin geleceği açısından, bu konudaki eleştirel görüşlerim, sırası ile, öncelikle ilgili amir hükümler çerçevesinde, sonrasında ise genel anlamda fiili realite çerçevesinde irdelenerek incelenmiştir.
Buna göre;
- Mevzuat ve Yönetmelik Çerçevesinde ‘Yüz Yüzelik’
Arabuluculuk mevzuatı, sürecin fiziksel birliktelik üzerine inşa edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
HUAK Yönetmeliği Madde 14, Arabulucunun, tarafları bir araya getirerek müzakerelerde bulunmalarını sağlamakla yükümlü olduğunu açıkça belirtir. “Bir araya getirme” ifadesi, fiziksel ve mekansal bir birlikteliği işaret eder.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabulculuk Kanunu (HUAK) ve ilgili yönetmelikler, arabulucuyu ‘pasif bir haberci’ değil, ‘tarafları bir araya getiren aktif bir kolaylaştırıcı’ olduğunu açıkça tanımlar.
HUAK Yönetmeliği 14/1 madde hükmü gereğince, Arabulucunun, tarafları bir araya getirerek müzakerelerde bulunmalarını sağlamakla yükümlü olduğu emredilmiş olup; ‘bir araya gelme’ kavramı, hukuki terminolojide fiziksel mevcudiyeti ve aynı mekânsal düzlemi temsil eder.
Arabuluculuk Etik Kurallarına göre ise, Arabulucunun, tarafların birbirlerini anlamalarını ve iletişim kurmalarını kolaylaştırma yükümlülüğü vardır.
- Ekran arkasından yapılan görüşmelerde, tarafların birbirlerinin gerçek duygu ve ihtiyaçlarını (needs and interests) kavraması oldukça güçtür.
- Aydınlatma Yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekli olan Arabulucunun, tarafları sürecin esasları ve sonuçları hakkında bilgilendirmesi, tarafların bu bilgiyi özümsediğini bizzat gözlemlemesiyle tamamlanabilir. Ancak, ekran – telefon ekranı – telefon telekonferansı, tarafların dikkatinin dağılması, aydınlatma yükümlülüğünün şekli bir işleme dönüşmesine neden olmaktadır.
- Arabuluculuk Temel Eğitim Modüllerinde, Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından okutulan temel eğitim kitaplarında; beden dili, göz teması ve ‘aktif dinleme’ teknikleri eğitimin esas omurgasını oluşturmakta iken, bu tekniklerin dijital bir ekran üzerinden, çoğu zaman bağlantı kopuklukları ve görüntü kirliliğiyle tam randımanlı uygulanması mümkün olmamaktadır.
- İletişim Becerileri ve ‘Sessiz Dilin’ Kaybı:
İletişim biliminde esas alınan ‘Albert Mehrabian Kuralı’ uyarınca, mesajın etkisinin %55’i beden dili, %38’i ses tonu ve sadece %7’si kelimelerden oluşur.
Telekonferans Aracılığı ile yapılan bir Arabuluculuk Toplantısında:
Beden Dilinin Görünmezliği Mevcuttur. Telekonferansta tarafların sadece omuz hizasından
yukarısı görünür. El hareketleri, oturuş biçimi, mikro-ifadeler ve gerginlik belirtileri (ayak
sallama, ellerle oynama vb.) arabulucu tarafından, tarafların beden dillerini analiz
edememesine sebep verir.
Göz Teması Yanılsaması: Dijital ortamda kameraya bakmakla ekrandaki kişiye bakmak farklı
şeylerdir. Gerçek bir göz teması kurulamaz; bu da güven inşasını (rapport building)
engellemektedir.
Empati Boşluğu: Arabuluculukta ‘duygu yansıtma’ hayati önem taşır. ‘Cam Ekran’, duyguların
soğumasına ve bir anlaşma zemini içinde bir araya gelen tarafların, birbirini ‘insan’ olarak değil,
birer ‘dijital figür’ olarak görmesine neden olur.
- Müzakere Dinamikleri ve Ortak Mekanda Bulunmanın Gücü :
Arabuluculuk masası, tarafların sosyal hiyerarşiden arındığı, “eşitler arası” bir platformdur.
Telekonferans usulü uygulanan toplantılarda, ‘Odak Kaybı ve Ciddiyetin Zayıflaması’ sözkonusudur. Tarafların kendi evlerinden veya trafikteyken sürece katılması, uyuşmazlığın ciddiyetini azaltmaktadır. Masa başındaki Resmi – Törensel ve Barışçıl Amaçlarla bir araya gelinmesine yönelik hava, tarafları çözüm için çaba sarf etmeye zorlayan yapıcı bir baskı oluşturur.
Telekonferans görüşmelerinde, odada kimlerin olduğu, sesin kaydedilip edilmediği veya ekranda görünmeyen kişilerin tarafa müdahale edip etmediği de denetlenemez. Bu durum, arabuluculuğun en temel ilkesi olan “gizliliği” mutlak şaibeli hale getirir. Müzakere masası, tarafların eşitlendiği ve “güvenli alan” (safe space) olarak kurgulanan bir yerdir. Bu Arabuluculuk Sürecinde bir anlamda ‘Güvenlik ve Gizlilik Kuralı’nın da ihlali anlamına gelir.
Evinde veya ofisinde telefonla arabuluculuğa katılan taraf, günlük işlerine devam edebilir, dikkatini sürece tam veremez. Oysa arabuluculuk ofisindeki o fiziksel masa, tarafları çözüme odaklayan psikolojik bir çıpadır. Bu telekonferans aracılığı ile yapılan toplantıda ‘Odaklanma Sorunu’ na sebebiyet verir.
Yüz yüze yapılan özel oturumlarda arabulucu, tarafların gerçek çekincesini, korkusunu duyacak kadar yakından hisseder. Telekonferansta ise ‘Hattın diğer ucunda kim var?’, “Sesim kaydediliyor mu?” şüphesi tarafların dürüstlüğünü zedeler ve taraflar ile yapılması öngörülen özel oturumların (Caucus) da zayıflaması böyle durumlarda kaçınılmazdır.
Ki; iletişim, sadece sözcüklerin transferi değildir. Arabuluculuk eğitimlerinin temeli olan Harvard Müzakere Modeli, tarafların pozisyonlarından (ne istediklerinden) ziyade menfaatlerine (neden istediklerine) odaklanır. Bu minvalde, iletişimin büyük çoğunluğunu oluşturan beden dili, telekonferans ortamında kadrajın dışına itilir. Tarafların mikro ifadeleri, gerginlik anındaki fiziksel tepkileri veya uzlaşmaya dair küçük bir yumuşama belirtisi olan omuz düşüklüğü ekran başında fark edilemez ve Non-Verbal (Sözsüz) İletişimin Kaybına sebep olur.
Ayrıca, aynı mekanda fiziksel yakınlık, psikolojik yakınlığı ve güveni besler. Dijital ortam, taraflar arasına görünmez bir duvar örerek empati kurma yeteneğini köreltir. Bu durum, arabuluculuğun ‘helalleşme’ve ‘barışma’ işlevini yok ederek süreci soğuk bir ticari işleme dönüştürür.
4.Mesleki İtibar Anlamında ‘Telefon Arabuluculuğu’nun Gelecekteki Tehlikesi :
Arabuluculuğun, kısa süren telekonferans yöntemi ile, sadece “teklif alıp teklif verme” sürecine (shuttle diplomacy) indirgenmesi, arabulucuyu bir uzlaşma uzmanından ziyade bir haberleşme aracısı konumuna düşürmektedir ki, oysa ki; Arabuluculuk bir sanattır. Bu sanat; sessizliği yönetmek, göz temasıyla güven vermek ve masadaki havayı koklamakla icra edilebilir. Telekonferans, nerede ise bir ‘Zanaat’ olarak tanımlayabileceğim ‘Arabuluculuğu’ standart ve ruhsuz bir ‘prosedür’ haline getirmektedir.
Aynı zamanda, imzaların uzaktan atılması veya onayların dijital yollarla alınması, ileride “irade fesadı” iddialarına açık bir kapı daha bırakmaktadır, ki; bu Arabuluculukta Hukuki Güvenlik konu ve sorununu gündeme getirmektedir.
Telekonferansın bir “standart” haline gelmesi, arabuluculuk mesleğine zarar verme potansiyeline sahiptir:
- Telekonferans ile Arabuluculuk yapılması, sadece rakamların alınıp verildiği bir “telefon komisyonculuğuna” dönüşmesi, mesleğin itibarını ve niteliğini düşürür.
- Beyin fırtınası teknikleri, yaratıcı çözümlerin üretilememesi ve tahta kullanımı gibi görsel araçlar dijitalde görüşmelerde etkisiz kalır.
- Arabuluculunun taraflara aktarımı ‘İradilik ve Aydınlatma Yükümlülüğü’ devamında, tarafların süreci tam anlamıyla kavrayıp kavramadıkları, imza aşamasındaki tereddütleri ancak yüz yüze bir ortamda sağlıklı şekilde gözlemlenebilir.
Sonuç olarak;
Arabuluculuk, mekanik bir prosedür değil, organik bir süreçtir. Teknolojinin imkanlarından yararlanılmalı (özellikle yurt dışı veya şehir dışı gibi zorunlu hallerde) ancak bu durum asıl usulün yerine geçmemelidir.
Mesleğin geleceği için; tarafları aynı masada buluşturan, göz göze gelmelerini sağlayan ve el sıkışmanın ağırlığını hissettiren geleneksel arabuluculuk pratiğine sahip çıkılmalıdır.
Teknoloji, arabuluculukta ancak bir yardımcı veya zorunlu hallerde başvurulan bir istisna olabilir.
Asıl olan yüz yüze olan toplantı süreçleridir. Meslek örgütlerinin ve Adalet Bakanlığı’nın, arabuluculuk merkezlerini ve fiziksel toplantıları teşvik eden, telekonferansı ise sadece mücbir sebeplerle sınırlayan düzenlemelere mutlak ağırlık vermesi elzemdir.
Aksi takdirde, toplumsal barışa hizmet etmesi beklenen bu müessese, sadece hızlı kapatılan dosyalar yığınına dönüşecek, bu denli emek verilen ve gelişmesi için çaba harcanan ‘Arabuluculuk Müessesesinin’, ruhunu kaybettiğinde geriye sadece tarafların ‘Anlaşma’ ve/veya ‘Anlaşmama’ şeklinde, nihayetinde, bir tutanak ile sonuçlanan, davadan önce alınmış bir dosya esas numarası kaydı olarak anılmasına sebebiyet verecektir.
Ankara, Şubat 2026
Kaynak :
-
6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu
-
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği
-
Adalet Bakanlığı Yayınları
-
“Hukukumuzda Arabuluculuk” (Av. Yılmaz Ağırnas)