Tuna Peker
Avukat – Hukukçu
Marka ve Patent Vekili
Avrupa Patent Vekili
Arabulucu
Yargılamaların makul sürede tamamlanması, yalnızca ulusal anayasal düzenlerin iç meselesi değil; uluslararası insan hakları hukukunun temel yapı taşlarından biridir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin (MSHS) 14. maddesi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ile Avrupa Yargının Etkinliği Komisyonu’nun (CEPEJ) yerleşik standartları, devletlere yargısal süreçleri makul süre içinde sonuçlandırma yönünde pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında da açıkça vurgulandığı üzere, yargılamaların aşırı uzun sürmesi, başlı başına bir hak ihlali oluşturmakta ve sistemsel nitelik kazandığında yapısal reformları zorunlu kılmaktadır.
Türkiye bakımından yargılamaların uzun sürmesi sorunu, AİHM önünde en sık tespit edilen ihlal türlerinden biri olup, bu durum yalnızca münferit dosyaların değil, yargı sisteminin işleyişine ilişkin yapısal aksaklıkların varlığına işaret etmektedir. Nitekim AİHM, Türkiye’ye ilişkin çok sayıda kararında, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini, yargı sisteminin organizasyonu, iş yükü yönetimi ve iç hukukta etkili başvuru yollarının yetersizliği bağlamında değerlendirmiştir.
Bu çerçevede, Bölge Adliye Mahkemeleri’nin (BAM) kurulması ve yargı reformu stratejileri, yalnızca ulusal politika belgeleri olarak değil; Türkiye’nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri bağlamında da ele alınmalıdır. Üç dereceli yargılama sisteminin, AİHS standartlarıyla uyumlu şekilde, yargılamaların hızlandırılması ve karar kalitesinin artırılması amacına hizmet edip etmediği, hukuki ve ampirik veriler ışığında eleştirel bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu yazımda, Türkiye’de yargılamaların gecikmesi sorununu, özellikle Bölge Adliye Mahkemeleri ve yargı reformları bağlamında ele alarak; uluslararası hukuk normları, Avrupa insan hakları yargısı ve karşılaştırmalı yaklaşımlar ışığında eleştirel bir değerlendirme sunmak ve mevcut reform söylemlerinin uygulamadaki gerçeklik arasındaki mesafeyi, pratikte görünür kılmaktır.
Makul Sürede Yargılanma Hakkı ve Türkiye Gerçeği
Makul sürede yargılanma hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile güvence altına alınmış olup, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında da temel bir adil yargılanma unsurudur. Ancak Türkiye’de yargı pratiği, bu anayasal ve uluslararası güvencenin büyük ölçüde teorik düzeyde kaldığını göstermektedir. Özellikle yargılamaların uzun sürmesi, bireylerin hak arama özgürlüğünü fiilen anlamsızlaştıran yapısal bir sorun hâline gelmiştir.
Adalet Bakanlığı verilerine göre 2025 Kasım itibarıyla istinaf mahkemelerinde 1,5 milyonun üzerinde, temyiz aşamasında ise yüz binlerce dosyanın derdest olması, yargı sisteminin kronik bir tıkanıklık yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, yalnızca iş yükü fazlalığıyla açıklanamayacak; yargısal organizasyon, insan kaynağı planlaması ve usul hukuku tercihlerinin bütüncül olarak sorgulanmasını gerektiren bir durumdur.
Bu bağlamda yargıdaki gecikme sorunu, bireysel mağduriyetlerin ötesinde, hukuki güvenlik ilkesini ve yargıya duyulan toplumsal güveni zedeleyen sistemik bir problem olarak değerlendirilmelidir.
Bölge Adliye Mahkemeleri’nin Kuruluş Amacı ve Sistemsel Konumu
Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM), 2016 yılında faaliyete geçirilerek Türk yargı sisteminde istinaf kanun yolunu işler hâle getirmiştir. Bu düzenleme ile ilk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasında ikinci bir denetim katmanı oluşturulmuş; maddi vakıa ve hukuk denetiminin birlikte yapılması hedeflenmiştir.
Teorik olarak bu model, Yargıtay’ın iş yükünü azaltmayı ve ilk derece kararlarının daha nitelikli bir denetimden geçmesini amaçlamaktadır. Ancak üç dereceli yargılama sistemine geçiş, yalnızca yeni bir mahkeme kademesi oluşturmakla sınırlı tutulduğunda, süreci hızlandırmak yerine uzatma riski de barındırmaktadır.
Nitekim uygulamada BAM’ların, Yargıtay öncesi bir “filtre” olmaktan ziyade, çoğu zaman yargılamayı uzatan ek bir aşamaya dönüştüğü yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Bu durum, istinaf sisteminin kuruluş amacının uygulamada tam olarak karşılık bulamadığını düşündürmektedir.
BAM’ların yargılamaları hızlandırıp hızlandırmadığı sorusu, bir çok okuduğumuz akademik çalışmalarda sıklıkla ele alınmaktadır. 2021 verileri esas alınarak yapılan girdi-çıktı analizine dayalı bir çalışmada, 15 Bölge Adliye Mahkemesi’nden yalnızca 8’inin görece etkin olduğu, 7’sinin ise düşük etkinlik puanına sahip olduğu tespit edilmiştir. Özellikle İstanbul gibi yoğun dosya yüküne sahip BAM’ların performansı oldukça düşüktür.
Bu bulgular, istinaf sisteminin Türkiye genelinde bir etkinlik sağlayamadığını göstermektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak yargısal denetimin ülke genelinde öngörülebilir ve tutarlı olması gerekirken, BAM’lar arasındaki performans ve uygulama farklılıkları bu ilkeyi zedelemektedir.
Kanaatimce, bu tablo yalnızca personel sayısı veya dosya yoğunluğu ile açıklanamaz. Asıl sorun, BAM’ların görev tanımı, içtihat üretme kapasitesi ve Yargıtay ile olan fonksiyonel ilişkisinin yeterince netleştirilmemiş olmasıdır. Bu belirsizlik, istinaf mahkemelerini etkin bir çözüm mercii olmaktan uzaklaştırmaktadır.
Oysa ki, 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi, yargılamaların hızlandırılması ve etkinliğin artırılması amacıyla iddialı hedefler ortaya koymakta idi.
İstinaf ve temyiz incelemelerinin en geç altı ayda sonuçlandırılması, duruşmaların en fazla iki ay ertelenebilmesi gibi hedefler konulmuştu ancak, olumlu olmakla birlikte bu hedefler uygulama gerçekliği bakımından tartışmalıdır
Reform belgelerinde süre hedeflerine yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp, bu hedefleri destekleyecek bağlayıcı ve denetlenebilir mekanizmaların da oluşturulması gerekir.
Aksi hâlde reform stratejileri, uygulamada karşılığı olmayan iyi niyet beyanları olarak kalmanın dışında bir önem taşımayacaktır.
Yargılamaların Uzamasının Yapısal Nedenlerine baktığımızda ise;
Aşırı Dosya Yükü
Türkiye’de yargı sisteminin temel sorunlarından biri, dava sayısının sürekli artmasıdır. Ancak burada asıl tartışılması gereken husus, bu artışın neden önlenemediğidir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının yeterince teşvik edilmemesi ve dava açmayı caydırıcı usul mekanizmalarının sınırlı olması, yargının üzerindeki yükü artırmaktadır.
İnsan Kaynağı ve Uzmanlaşma Sorunu
Hâkim ve savcı sayısındaki artış nicel bir iyileşme sağlasa da nitelik ve uzmanlaşma açısından aynı gelişmenin sağlandığını söylemek güçtür. Özellikle BAM’larda görev yapan hâkimlerin alan bazlı uzmanlaşmasının sınırlı olması, karar kalitesini ve dolayısıyla süreci olumsuz etkilemektedir.
Usul Hukukunun Karmaşıklığı
İstinaf incelemesinin kapsamı ve sınırları konusunda uygulamada yaşanan tereddütler, dosyaların gereksiz yere uzamasına neden olmaktadır. Usul kurallarının sadeleştirilmesi ve istinafın fonksiyonunun netleştirilmesi, süre sorununun çözümünde kritik önemdedir.
İçtihat Birliği Eksikliği
BAM’lar arasında içtihat farklılıklarının giderilmesine yönelik etkili ve hızlı mekanizmaların bulunmaması, hukuki belirsizliği artırmakta ve temyiz aşamasını kaçınılmaz hâle getirmektedir. Bu durum, istinafın Yargıtay yükünü azaltma amacına doğrudan aykırıdır.
Bölge Adliye Mahkemeleri, Türk yargı sistemi açısından önemli bir yapısal dönüşümü temsil etmektedir. Ancak mevcut uygulama, BAM’ların yargılamaların hızlandırılması konusunda beklenen etkiyi henüz tam anlamıyla sağlayamadığını göstermektedir. Bölgesel farklılıklar, içtihat sorunları ve yapısal eksiklikler, istinaf sisteminin potansiyelini sınırlamaktadır.
2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi, doğru sorunları tespit etmekle birlikte, yine ve pratikte çözüm önerilerinin uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretlerini, sahada çalışan tüm hukukçular açısından, tereddütleri barındırmaktadır.
Kanaatimce, yargıdaki gecikme sorunu yalnızca mahkeme sayısını veya hâkim sayısını artırarak çözülemez. Asıl ihtiyaç, dava sayısını azaltan, usulü sadeleştiren ve yargısal denetimi nitelik açısından güçlendiren bütüncül bir reform anlayışıdır. Fakat Arabuluculuk Müessesi de dahil konuya bir çözüm getirememiştir.
Sonuç olarak, BAM’lar, yargı sisteminde tek başına çözüm üretmesi beklenemeyecek bir araçtır. Gerçek anlamda hızlı ve etkin bir yargı için, sistemin tüm kademelerinde eşgüdümlü, cesur ve yapısal reformların hayata geçirilmesi zorunludur.
KAYNAKLAR :
Adalet Bakanlığı
Adalet Bakanlığı. (2019). Yargı Reformu Strateji Belgesi (2019–2023). Ankara: T.C. Adalet Bakanlığı Yayınları.
Adalet Bakanlığı. (2024). Yargı Reformu Strateji Belgesi (2025–2029). Ankara: T.C. Adalet Bakanlığı.
Türkiye Barolar Birliği. (2022). Yargı Bağımsızlığı ve Etkinliği Raporu. Ankara: TBB Yayınları.