Lagom Felsefesi: Dengeli Yaşamın Tarihsel ve Toplumsal Temelleri

Giriş

Eğitimde en iyi ülkeler sıralamaları; ilkokul, ortaokul ve lise tamamlama oranları, diploma sayıları ve benzeri çok sayıda ölçüt üzerinden değerlendirilmekte ve tartışılmaktadır. Bu tartışmaların önemli bir kısmı ise eğitim başarısını doğrudan ekonomik güçle eşitleyen bir bakış açısında sıkışıp kalmaktadır. Benzer biçimde, toplumsal gündemin önemli bir bölümünü işgal eden popüler kültür anlatıları—örneğin monarşi temalı “prens ve prenses” hikâyeleri ya da televizyon ekranlarında yüksek reyting alan gündüz kuşağı programları—kamusal tartışmayı derinlikten uzaklaştırmaktadır.

Bu metinde seçimler, medya tartışmaları ya da popüler kültür anlatıları bilinçli olarak dışarıda bırakılmakta; konu, bir fikir ve yaşam felsefesi olarak dünyaya yayılan lagom kavramı etrafında ele alınmaktadır.

Lagom Kavramının Kökeni ve Anlam Çerçevesi

Lagom kelimesinin kökeninin, Eski İskandinav dillerinde Vikingler dönemine dayandığı düşünülmektedir. Yaygın kabule göre kelime, “bir yudumda içilebilen miktar” anlamına gelen “laget om” ifadesinden türemiştir.1 Ancak lagomun tek ve kesin bir sözlük karşılığı yoktur. Bu yönüyle kelime, nicelikten ziyade hayatı betimleyen bir kavram olarak kullanılır.

Lagom; dengeli yaşamayı, dengeli ilişkiler kurmayı ve hayatın her alanında—eşyalardan insan ilişkilerine, kararlardan gündelik alışkanlıklara kadar—“kararında olmayı” hedefleyen bir yaşam tarzını ifade eder. “Ne çok, ne az” şeklinde özetlenen bu yaklaşım; davranışlardan tüketim alışkanlıklarına, arkadaşlıklardan, seyahate kadar her alanda aşırılıktan kaçınmayı esas alır.

Tarihsel Arka Plan: Kıtlıktan Sadelik Kültürüne

Bu düşünce biçiminin, başta İskandinav ülkeleri olmak üzere İsviçre’de de yaygınlaşmasının kökeni 1600’lü yıllara kadar uzanmaktadır. Uzun süren savaşlar ve bu savaşların tetiklediği ekonomik krizler, Avrupa genelinde temel gıda maddelerine erişimi dahi sınırlı hâle getirmiştir. Patates ve buğday gibi en temel ürünlerin kıtlığı, halkın tutumlu olmaya teşvik edilmesini zorunlu kılmıştır.2

Bu dönemlerde geliştirilen tutumlu yaşam pratikleri, zamanla yalnızca bir zorunluluk olmaktan çıkmış; tarihsel deneyimlerden akılcı dersler çıkaran toplumlarda bir yaşam

kültürüne dönüşmüştür. Kişi başına düşen refah seviyesi yüksek, lüks imkânlara erişimi olan toplumlarda dahi sadelik anlayışının yaygınlaşması bu tarihsel mirasın bir sonucudur.

Refah Toplumunda Sadelik ve İnsan Psikolojisi

İskandinav ülkelerinden aktarılan bu yaklaşım, İsviçre toplumunda da karşılık bulmuş; yüksek refah düzeyine rağmen minimalist, sağlam ve dingin bir yaşam anlayışı benimsenmiştir. Bu noktada sadeliğin özü, yalnızca maddi tercihlerle sınırlı değildir. Asıl mesele, hayatın her alanında “kararında olma” bilincinin gelişmesidir.

Bu bilincin oluşabilmesi için, öncelikle insan psikolojisinin tatmin olması; ruhsal tatminsizliğin nedenlerinin anlaşılması ve bireyin toplum çarkı içinde kibirsiz bir farkındalıkla var olabilmesi gerekmektedir. Bu nedenle lagom anlayışı, başlangıçta insan psikolojisine yönelik çalışmaları da kapsayan uzun bir zaman dilimine yayılmıştır. Yüksek eğitim seviyesine ve refah düzeyine sahip toplumlarda dahi “mutlu yaşamanın” öğrenilmesi için böylesi uzun bir sürece ihtiyaç duyulması, dikkat çekici bir durumdur.

Tüketim Kültürü Eleştirisi ve Lagom

Günümüz dünyasında, hangi ekonomik ya da siyasal sistem altında yaşanırsa yaşansın—kapitalist, sosyalist ya da farklı ideolojik çerçeveler içinde—emek, gelir ve adalet arasındaki dengenin tam anlamıyla sağlanamadığı görülmektedir. İnsanların tüketime yönelik açlığının temelinde ise çoğu zaman başkalarının yaşam tarzları yer almaktadır.

Lagom düşüncesi, bu dengesizliğin; başkalarının değişmesiyle değil, öncelikle bireyin kendi felsefesiyle aşılabileceğini savunur. Türk kültüründe yer alan “azı karar, çoğu zarar”, “her şeyin fazlası zarardır” ya da “israf haramdır” gibi ifadelerle benzerlik taşısa da lagom, lüks ve standart yaşamın birey üzerinde yarattığı yükü daha derinlikli biçimde ele alır.

Bu yaklaşım, yalnızca “az ile yetinmeyi” telkin etmez; aksine, bireyin hangi ruhsal ya da bilinçdışı eksikliğini tüketim ve gösteriş yoluyla dışa vurduğunu sorgular. Böylece felsefi düşünüşten beslenen bir yaşamsal realizm sunar.

Sonuç

Lagom, en yalın hâliyle “ne çok fazla ne çok az” olarak tanımlanabilir. Ancak bu tanımın ötesinde, eşitlikçi, demokratik ve insan odaklı bir toplumda; kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın bireyin hayatının her alanında dengeyi bulması anlamına gelir.

Hak ve adaletin esas alındığı bir ülkede, hırçınlık yerine toplumsal sakinliğin; asık suratlar yerine saygılı iletişimin; sınır ihlali yerine “lütfen” ve “hayır” kelimeleriyle ifade edilen kişisel alan bilincinin hâkim olması, lagom anlayışının doğal bir sonucudur. Bu yaklaşım, insan doğasına aykırı gerçekçi olmayan direktifler sunmaz; kentte ya da kırsalda yaşayan bireylerin, abartısız bir mutluluk içinde var olabilmelerini mümkün kılan dengeli bir yaşam felsefesi önerir.

Andersson, J. İskandinav Kültüründe Günlük Yaşam ve Dil. Stockholm: Nordik Kültür Yayınları, 2012

Braudel, F. Maddi Uygarlık ve Kapitalizm. Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İstanbul: İmge Kitabevi, 2004