Kanıt” dizisindeki o meşhur rasyonel ve bilimsel yaklaşımı hatırlatan bir bakış açısıyla, sosyal medya kısıtlamalarını, hukuki, tıbbi hem de siyasi boyutuyla ele alan kısa bir yazı yazmak istedim bugün… hepimizi şok eden seri olayların ardından, belki bir faydası dokunur, güncel olaylara dokunan bir yazı bu…
“Kanıt” dizisinin danışmanlığını yapan ve her vakada bilimsel verinin titizlikle izini süren Prof. Dr. Sevil Atasoy’un da sıkça vurguladığı gibi; ‘suçun önlenmesi ve bireyin korunması, ancak biyolojik gerçeklerin kabulüyle mümkündür’ .
Nörobiyolojik açıdan insan beyninde karar verme, dürtü kontrolü ve muhakeme yeteneklerinden sorumlu olan prefrontal korteks, 20’li yaşların ortalarına kadar gelişimini tamamlamaz.
Tıbbi – Hukuki – Adli Perspektiflerden bakıldığında, 18 veya 21 yaş altındaki bireylerin sosyal medyanın, algoritmik manipülasyonlarına, siber zorbalığa ve alışkanlık tiryakilik boyutunda dopamin döngüsüne maruz kalması; henüz inşa aşamasındaki bir binanın biteviye deprem ve fırtınaya tutulması gibi.….Dr. Sevil Atasoy’un sıklıkla işaret ettiği “Kusursuz cinayet yoktur, sadece dikkatsizce bırakılmış izler vardır” prensibi dijital dünyada da geçerli. Ancak, buradaki “izler”, gençlerin ruhsal dünyasında maalesef kalıcı hasarlar bırakmakta.
Bu bağlamda, Meclis Gündemine taşınan 15 yaş tartışması kanaatimce oldukça eksik bir tartışma.
Çünkü, kanaatimce, sosyal medyanın belirli yaş gruplarına “çevrim dışı” tutulması, hukuki bir yasak değil, aynı zamanda tıbbi bir koruma kalkanıdır ve farklı yaşlar kapsamda düşünülmelidir.
Meclis gündemine taşınan bu durum, ‘Oy ve Etki’ Denkleminde ‘Siyasi Handikap’ içerse de:
‘Bilim’ in katkısı ile 18 veya 21 yaş kriterlerinin gündeme gelmesi, kademeli sosyal medya kullanımı gibi düzenlemelerle, yeniden belirlenmesi ve tartışılması net görüşümdür.
Her ne kadar,
- Z Kuşağı ve sosyal medyayı ana haber kaynağı ve sosyalleşme alanı olarak gören milyonlarca genç seçmenin erişimini kısıtlamak, siyasi partiler için devasa bir “oy kaybı” riskini beraberinde getirse de,
- Siyasiler, politikacılar, ideolojilerini yaymak için en etkili mecra olarak sosyal medyayı kullanırken, bu mecrayı yasaklamaya çalışmak, büyük anlamda kendi seslerini de kısmak anlamına gelse de,
Adli bilimler, gerek hukuk 18 yaşı reşitlik, ve devamı tıp bilimi “beyin gelişimi için 21 yaş” derken, siyaset mekanizması, burada “seçmen kitlesi ve özgürlükler” duvarına çarpmaktadır bence…
Yine de, Bilimsel Realite ile oy ve sandık kaygılarının, bir neslin geleceğini bir “kanıt” dosyası gibi ortada bırakmaya devam etmeden, bu konunun ‘TBMM’ nde akılcı çözülmesi temennimi tekrarlıyorum.
Biraz, ‘bilimsel düşünce’ lütfen.
Ankara, 19 Nisan 2026 / Pazar
Av. Arb. Tuna Peker