Zaman; bazen ayağımıza dolanan ağır bir pranga gibi ağır aksak yürür, bazen de önünde duramadığımız bir fırtına gibi eser… Ama ne yaparsak yapalım, mutlaka ilerler. İnsan ruhu, o anın içindeyken acının ya da sevincin ebedi olduğunu zanneder… Oysa hayatın tek değişmez kuralı, her şeyin bir akış içinde olduğudur.
Zamanın bu geçiciliği ile barıştığımızda, tesellimiz : eskilerin o meşhur deyimiyle “Bu da geçer yâ hû…” dur.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin dediği gibi: “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Gerçekten de, acılar zamanla küllenir, en parlak sevinçler şekil değiştirir, o bitmez sandığımız kırgınlıklar bile zamanın rüzgârıyla hafifler.
Bugün içimizi yakan, uykularımızı bölen o kor ateş, yarın sadece dumanı tüten bir hatıraya dönüşür.
Hiçbir duygu, ilk günkü şiddetini sonsuza kadar koruyamaz. Ne keder ebedîdir, ne üzüntü, ne de o baş döndüren mutluluk…
Doğa, bu geçiciliği bize en zarif haliyle, bir gün zambağı üzerinden anlatır. Sadece bir günlüğüne açan bu çiçek, bize ebedilik içinde, hayatın kısalığını ve o tek ana sığdırılan güzelliğin her değerini sessizliği ile fısıldar.
Bir ‘Gün Zambağı’ için “yarın” yoktur; sadece “şimdi” vardır. Birçok kültürde bu çiçeğin “hayatın geçiciliği” ve “anı yaşamak” ile ilişkilendirilmesi bundandır. O, solacağını bile bile, her açan gün zambağı gibi, en güzel rengini sunar dünyaya. Ve bize der ki; “Her şeyin geçip gidecek olması, değerli olmadığı anlamına gelmez; aksine, tam da bu yüzden her an benzersizdir.”
Zaman geçer, hayat tüm hızıyla devam eder.
Gün zambağı çiçeği olmayan biz insanlara bu akıştan geriye kalan tek şey, yaşadıklarımızdan süzüp çıkardığımız tecrübelerdir.
Yaşadıklarımdan anladığım, her şey geçer ama biz her geçenle, bugünkü aklımızla, biraz daha değişmiş ve olgunlaşmış olarak kalırız.
Fırtına diner, sular çekilir; ama geride kalan sahil, artık eski sahil değildir, içimizden geçen her fırtınanın bıraktığı izlerle, kendimizi yıkıntılardan yeniden inşaa ederiz.
Belki de hayat boyu süren bu öğrenme yolculuğumuz yüzünden, her şey geçer…
Herakleitos, binlerce yıl öncesinden bugüne yankılanan o sarsıcı cümleyi kurduğunda, aslında bize sadece suyun hareketinden bahsetmiyormuş, şimdi anlıyorum…. “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.”
Bu sözün ardındaki hikâye, insanın değişiminin, öğreti içinde olduğunun kaçınılmazlığını, iliklerimize kadar hissettirir.
Düşünün ki, bir sabah güneşin ilk ışıklarıyla serin bir nehrin kıyısına geldiniz. Ayaklarınızı suya soktunuz; o an teninize değen su, nehrin kaynağından yeni gelmiş, taze ve diridir.
Bir an durup kıyıya çıktınız ve sonra tekrar suya girdiniz. Görünürde aynı nehir, aynı kıyı ve aynı siz varsınızdır. Ancak gerçek bambaşkadır: Üzerinizden akıp giden su, az önceki su değildir; o sabahın suyu artık denize doğru yol almış, denizle bütünleşmiştir, okyanuslarda bir damla olmuştur belki…
Hatta, ‘nehre ikinci kez giren ‘ bizde aynı değilizdir. Aradan geçen o kısacık sürede hücreleriniz yenilenmiş, zihninizden yeni düşünceler geçmiş, kalbimiz defalarca daha çarpmıştır. O ilk ana göre daha yaşlı, bir deneyim daha zengin ve bir nefes daha farklıyızdır.
Hayat durağan bir göl değil, gürül gürül akan bir nehirdir. Tutunmaya çalıştığımız her şey aslında hepsi o akışın içindeki birer su damlasıdır.
Bu akışın içinde debelenmek yerine, nehrin ritmine ayak uydurmayı öğrendiğimizde başlar asıl iç huzurumuz, çünkü elimizde kalan tek gerçeklik; ne dünün pişmanlığı, ne de yarının kaygısıdır.
Zaman her şeyi alıp götürürken, aslında bize her an yeni bir “ben” armağan eder. Her gidenle eksilmeyiz, her geçenle biraz daha tamamlanırız. Sonunda anlarız ki; hayatın güzelliği varacağı durakta değil, bizzat o akışın kendisindedir.
Öyleyse varsın her şey geçsin, varsın sular akıp gitsin. Biz, kıyıya her çıktığımızda bir öncekinden daha bilge, kalbimizdeki izlerle daha gerçek ve her yeni nefeste daha taze kalmaya devam edeceğiz. Çünkü her şeyin geçtiği bu dünyada, içimizde hiç geçmeyecek olan tek şey; o sonsuz değişimden süzülüp gelen ruhumuzun ışığıdır.
Yol devam ediyor, nehir akıyor ve her şeye rağmen hayat her güne yeniden başlamak için en güzel bahanelerini sunuyor….Önemli olan farkındalık….
28 Kasım 2026 – Ankara